Anarko-Kapitalist olmak ne anlama gelir?
- 19
- Nov
Stephan Kinsella Original Article: “What It Means To Be an Anarcho-Capitalist“
Butler Shafer’in LRC’deki son makalesi, Reason Blog’da tartışmalara neden olmakla birlikte bana da bu satırlara birkaç fikrimi yazmak konusunda ilham verdi.
Anarşi’nin liberteryen muhalifleri samandan bir adama saldırmaktadır. Argümanları genellikle doğası gereği faydacı ve “ama anarşi mümkün değil” veya “devlete (devletin bize sağladıklarına) ihtiyacımız var” sonucuna ulaşmaktadır. Bu eleştirilerin iki yüzlü olmadığını düşünsek dahi en iyi ihtimalle şaşkın olduğunu söyleyebiliriz.
Anarşist olmak için muhakkak anarşinin mümkün olduğuna (her ne demekse) inanmanız, ulaşılacağına dair bir öngörünüz veya inancınız olması gerekmez. Pesimist bir anarşist olmanız da pekala mümkündür.
Anarşist olmanız demek, sadece ve sadece şiddeti meşru görmediğinize ve devletlerin olmazsa olmaz bir şekilde şiddet kullandığına inandığınız anlamına gelir. Bu düşünce neticesinde devlet gayri meşru bir hal alır. Bu gerçekten bu kadar basittir. Bu etik bir bakış açısıdır ve faydacıları şaşırtması hiç sürpriz değildir.
Bu nedenle, anarşist olmayan bir kişinin şu iki görüşten birini benimsemiş olduğunu düşünebiliriz;
a) Şiddet meşrudur.
b) Devletler (Özellikle küçük devletler) her zaman olmazsa olmaz bir şekilde şiddet kullanmazlar.
Önerme b) açıkça hatalıdır. Devletler her zaman vatandaşlarından vergi alır ki bu şiddetin bir çeşididir. Kendinden başka savunma kuruluşlarını kanunen yasaklar ki bu da şiddetin bir çeşididir. (Tarihte kaçınılmaz ve istisnasız olarak toplumlara diretilen kurbansız suç (victimless crime) kanunlarını burada anmamıza gerek olduğunu sanmıyorum. Minarşistlerin halen minarşinin mümkün olduğunu düşünmesini insanın aklı almıyor.)
a)’ya dönecek olursak, doğrusu sosyalistler ve suçlular da bu şiddetin meşru olduğunu düşünür. Ancak bu o kadar kolay olmamalıdır. Suçlular, sosyalistler ve anarşizm karşıtları masum kurbanlara karşı kullanılan şiddetin meşruluğunu ispatlamalıdır. Fakat şaşırtıcı olmayacak şekilde bunu ispatlamak mümkün değildir.
Ancak suçlular şiddetlerini meşru göstermek zorunda hissetmezler; o halde neden devlet taraftarları bu zorunluluğu hissetsinler?
Muhafazakar ve minarşist-liberteryenlerin anarşizm eleştirisi, onun mümkün ve pratik olmadığına dayanır.
Her anarşist, anarşiye bir gün muhakkak ulaşılacağını düşünmez. Ulaşılacağını düşünmeyenlerden biri de benim. Ancak bu devletlerin meşru olduğu anlamına gelmez.
Bir benzetme düşünün;
Muhafazakarlar ve liberteryenlerin hepsi şahsi suçların (cinayet, hırsızlık, tecavüz) gayri-meşru olduğunda ve gerçekleşmemesi gerektiğinde hemfikir olsun. Insanların çoğunluğu ne kadar iyi olursa olsun, her zaman suça başvuracak bir takım küçük unsurlar bulunacaktır. Suç her zaman bizimle olacaktır. Ancak yine de suçu kınayacak ve azaltmak için çalışacağız.
Elbette herkes gönüllü olarak başkalarının haklarına saygı göstermeyi seçebilir. Böylece hiç suç kalmaz. Bunu hayal etmek gayet kolaydır. Ancak insan doğası ve etkileşimiyle ilgili deneyimlerimize dayanarak her zaman için suçun var olacağını söylemek yanlış olmaz. Bununla birlikte suçun kötü ve gayri-meşru olduğunu, bunun kaçınılmazlığı karşısında kabul ederiz.
Suçun meşru olmadığına dair iddiamızı “ama bu pratik olmayan bir bakış” veya “mümkün değil” şeklinde yanıtlamak -her zaman suç var olacağı için- aptalca ve/veya samimiyetsiz olurdu.
Her zaman suçun var olacağı gerçeği (Herkes diğerlerinin haklarına gönüllü olarak saygı duymayacağından); ona mantıksız olduğu için karşı çıkılamayacağı veya suçun meşruluğunun kabul edildiği anlamına gelmez. Suçun yanlış bir şey olduğu önermesinde bazı “kusurlar” olduğu anlamına da gelmez. Aynı şekilde devlet ve onun şiddetinin gayri-meşru olduğu önermesine; “anarşi mümkün değil”, “pratik değil” veya “gerçekleşme imkanı pek yok”1 şeklinde yanıt vermek şaşkınlık ve/veya ikiyüzlülük olacaktır.
Devletin gayri-meşru olduğu, normatif ve etik bir konumdur.
Anarşi’nin ortaya çıkması için yeterince insanın komşularının haklarına saygı göstermeye istekli olmadığı gerçeği (Örneğin yeterli insanın (yanlış bir şekilde) devletin var olma meşrutiyetini desteklediği gerçeği) devletin ve onun şiddetinin meşru olduğu anlamına gelmez.2
“Ama bir devlete ihtiyacımız var” gibi diğer faydacı cevaplar da devletin şiddet kullandığı çıkarsamasıyla ve şiddetin gayri meşruluğu ile çelişmez. Bu sadece devleti savunanların masum kurbanlara karşı şiddet kullanmasında bir sakınca görmediği anlamına gelir. Suçlu ve sosyalist burada aynı zihniyeti paylaşır. Şahsi suçlular için kendi ihtiyacı tek önemli olan şeydir ve kendi ihtiyaçlarını gidermek için şiddet kullanmakta sakınca görmez, şöyle düşünür: “Neyin doğru neyin yanlış olduğunun canı cehenneme!”
Devlet taraftarları için “Bizim”, “ihtiyacımız var” fikri, onun için masum kişilere şiddet kullanımını ve bunun örtbas edilmesini meşrulaştırır. Bu tam olarak bu kadar basittir.
Bu argüman her neyse, kesinlikle liberteryen değildir. Şiddete karşı değildir. Maliyeti her ne olursa olsun kamu ihtiyaçlarının giderilmesi adına yapılan bu girişim, barış ve işbirliğinin aleyhinedir.
Suçlu, mafya, sosyalist, sosyal devletçi ve hatta minarşist, salt şiddeti bir nedenle affetmeye meyillidir.
Detayları değişebilir ancak sonuçları aynı olacak şekilde masum hayatlar fiziksel darp vasıtasıyla ayaklar altına alınacaktır.
Bazılarının bunu kaldıracak midesi olabilir, diğer daha uygar olanlar -biri liberteryenler olabilir- barışı, şiddet mücadelesine tercih edebilir.
Aramızda suçlular ve sosyalistler olduğu için, çoğu insanda suça yatkın bir düşünce olduğunu düşünmek sürpriz olmayacaktır.
Sonuçta devlet, hatalı bir şekilde devletin meşru olduğunu düşünen kitlelerin bunu sessiz rızaları ile kabulüne dayanır.
Fakat bütün bunlar kitleler tarafından göz ardı edilen suç girişimlerini meşru kılmaz.
Şimdi liberteryenler için ayağa kalma zamanı. Şiddet taraftarı mısınız? Yoksa şiddete karşı mısınız?
1) Başka bir nokta; Benim görüşüme göre, minarşiye ulaşma ihtimalimiz anarşiye ulaşma ihtimalimizle yaklaşık olarak aynıdır; ikisi de uzak ihtimallerdir. Çarpıcı olan minarşistlerin anarşinin “pratik olmaması” konusundaki saldırılarının minarşi için de geçerli olmasıdır. Her ikisi de olası değildir. Her ikisi de milyonlarca insanın bakış açılarında büyük değişikliklere ihtiyaç duyar. İkisi de bütün bunların aslında çoğu insanın pekte umurunda olmadığı varsayımına dayanır.
2) Gerçi anarşi konusundaki husus onun gerçekleşmesine veya “fizibilitesine”, şahsi suçların hiç suç işlenmemesine bağlı olduğundan daha bağlı değildir, anarşi açıkça mümkündür.
Örneğin anarşi devletler arasında bulunmaktadır. Alfred G. Cuzan’ın JLS’teki “Do we ever get out of anarchy?” adlı makalesinde işaret ettiği gibi aynı zamanda devletin içinde de anarşi vardır. Cuzan devletin kendisinin dahi anarşiyi içinde barındırdığını, Başkan’ın devletin içindeki diğer kişileri, emirlerine itaat etmeye zorlamadığını, ona gönüllü olarak, tanınmış hiyerarşik yapısı nedeniyle itaat edildiğini savunmaktadır.
Devletin (politik) anarşisi, iyi bir anarşi değildir ama anarşinin mümkün olduğunu (hatta hiç içinden çıkamadığımızı) gösterir. Ayrıca Schafer bize, komşularımızla aramızda “anarşi” olduğuna dair bir algı noktası sunmaktadır. Eğer insanların çoğunluğunun, gönüllü olarak komşularının haklarına saygı gösterecek bir karakteri olmasaydı, toplum ve medeniyet mümkün olmazdı. Kamusal ve şahsi suçlar bir dereceye kadar var olmasına rağmen, çoğu insan medeniyetin var olmasını sağlayacak kadar iyidir.
İyiliğin derecesinin -eğitim veya küresel olarak daha yüksek refah seviyesi sayesinde- artabileceği, bu sayede devletin meşriyetinin buharlaşabileceği düşünülebilir.
Ancak bu çok zayıf bir olasılıktır.

[...] “What It Means To Be an Anarcho-Capitalist,” has been trasnalted into Turkish, “Anarko-Kapitalist olmak ne anlama gelir?“ (19 Nov. 2012), by Jay Baykal. This is the fifth translation of this article; in all, my [...]